Sözleşmeden doğan bir edimin yerine getirilmemesinin tek başına dolandırıcılık suçunu oluşturmayacağı; failin en baştan itibaren edimini yerine getirme niyeti olmadığının ayrıca ispatlanması gerektiği belirtilmiştir.
Sanık, mağdurla yaptığı ticari sözleşme kapsamında teslim etmeyi taahhüt ettiği malı teslim etmemiştir. Yerel mahkeme, bu durumu doğrudan dolandırıcılık suçu olarak nitelendirmiştir.
Değerlendirme
Daire, dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için failin sözleşme kurulduğu anda edimini yerine getirme niyeti taşımadığının, yani başından itibaren hileli bir kastla hareket ettiğinin somut delillerle ortaya konması gerektiğini; sonradan ortaya çıkan bir ödeme güçlüğünün tek başına yeterli olmadığını belirtmiştir.
Sonuç
Failin baştaki kastı tartışılmadan mahkûmiyet kurulduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur.